Kayseri’nin Sessiz Bir Akşamında
Akşam üzeriydi. Kayseri’nin dar sokaklarından geçerken, güneş yavaş yavaş Erciyes’in arkasına gizleniyordu. 25 yaşındaydım ve elimdeki defter, içimde biriken duyguları dökmek için hazır bekliyordu. Bugün farklı bir heyecan vardı içimde; yıllardır kafamı kurcalayan bir soruya cevap arayacaktım. Türk İslam tarihinin ilk Türkçe sözlüğü… Adını öğrenmek, geçmişin derinliklerinde bir yolculuğa çıkmak demekti.
Her zamanki gibi kalbim hızlı atıyordu. İçimde bir heyecan, bir umut ve biraz da tedirginlik vardı. Tarih kitapları ve internet sayfaları arasında kaybolmuşken, sonunda karşıma çıktı: Divan-ı Lügat-it Türk. O an gözlerim doldu; bu sadece bir sözlük değildi, aynı zamanda bir köprüydü—Orta Asya’nın kadim bilgeliği ile bugünün dünyası arasında.
Kafenin Köşesinde
Küçük bir kafeye oturdum, pencerenin kenarına. Dışarıda akşamın hafif rüzgârı, taş kaldırımları okşuyor, sokak lambalarının ışığı sokağı altın rengine boyuyordu. Defterimi açtım ve yazmaya başladım.
“Divan-ı Lügat-it Türk…” yazdıkça içimde garip bir huzur oluştu. Bu eser, Kaşgarlı Mahmud tarafından 11. yüzyılda yazılmıştı ve Türkçe’nin zenginliğini, kültürünü, halkın hayatını yansıtıyordu. Benim için sadece tarih değil, bir duygu seliydi bu. O satırlarda, binlerce yıl önce yaşamış insanların sevinçlerini, korkularını, umutlarını hissedebiliyordum.
Kalemim bazen duruyor, bazen hızlanıyordu. İçimdeki hayal kırıklığı ve umut birbirine karışıyordu. Hayal kırıklığı, çünkü tarih kitapları çoğu zaman soğuk ve uzak görünüyordu; umut ise, çünkü bir kelimenin anlamını keşfetmek, geçmişin izlerini bulmak bana güç veriyordu.
Defter ve Hayaller
O sırada aklıma geldi; belki de kendi günlüklerim, bir gün tıpkı Divan-ı Lügat-it Türk gibi birine yol gösterirdi. Duygularımı saklamadan yazmak, içimdeki fırtınaları dışa vurmak bana kendimi daha canlı hissettirmişti. Bu düşünce, kalbimde küçük ama güçlü bir sevinç yaratıyordu.
Sokağa baktım; yaşlı bir adam yavaşça yürüyordu, elinde bir torba kitap. Belki de o da tarih ve bilgiyle ilgileniyordu, belki de sadece günlük hayatın ağırlığını taşıyordu. Onun yüzündeki çizgiler, geçmişle bugünü birleştiren köprü gibi gelmişti bana. O an bir hayal kırıklığı daha hissettim: İnsanlar bazen geçmişin değerini anlamıyor, öylesine geçip gidiyorlardı hayatın içinden. Ama sonra kendi kendime fısıldadım: “Sen farkındasın, sen yazıyorsun, sen hissediyorsun.”
Geçmişin İzinde
Divan-ı Lügat-it Türk, sadece kelimelerden ibaret değildi; aynı zamanda bir tarih kitabı, bir kültür hazinesi, bir rehberdi. Kaşgarlı Mahmud, Türkçe’yi Arapça konuşanlara öğretmek için bu sözlüğü yazmıştı. Benim içinse farklı bir anlam taşıyordu: Türkçenin köklerini, halkın sesini, geçmişin hayallerini bulmak demekti.
Kalemimle defterimde dolaşırken, içimde bir heyecan patlaması oldu. O kadar canlı bir tarih vardı ki satırlarda, sanki ben de o dönemin bir parçasıymışım gibi hissettim. Ama hemen ardından hüzün geldi; insanlar çoğu zaman geçmişin değerini unutuyor, tarih sadece kitaplarda kalıyordu.
Bir Sokak Lambasının Altında
Kafe kapanma vakti geldiğinde, defterimi kapattım ve dışarı çıktım. Sokakta bir sokak lambasının altında durdum. Hafif bir rüzgâr yüzüme vuruyor, gecenin sessizliği içimi dolduruyordu. O an fark ettim ki, Divan-ı Lügat-it Türk gibi eserler, sadece geçmişin değil, bugünün de sesi olabilirdi. Kelimeler, duygular ve tarih bir araya geldiğinde bir köprü oluşturuyordu; ve ben o köprüyü her gün biraz daha geçiyordum.
İçimde bir umut vardı artık; geçmişin izlerini takip etmek, kendi duygularımı anlamak ve onları yazıya dökmek bana güç veriyordu. Hayal kırıklıkları olacak, belki yollar zor olacak, ama kelimeler hep yanımda olacaktı.
Kayseri’de Bir Gencin Duygusu
Bugün sizlerle “Türk İslam tarihinin ilk Türkçe sözlüğünün adı nedir” konusunda işinize yarayabilecek bilgileri paylaşacağız.
Evime dönerken, Kayseri’nin sessiz sokakları arasında yürüdüm. İçimde bir huzur ve biraz da coşku vardı. Türk İslam tarihinin ilk Türkçe sözlüğü, Divan-ı Lügat-it Türk, bana sadece tarih bilgisini değil, aynı zamanda duygularımı ifade etme cesaretini de kazandırmıştı.
Kalbimdeki heyecan ve umutla, defterime yeni bir sayfa açtım. Belki bir gün benim yazdıklarım da bir başkasına dokunacaktı. Kelimelerle geçmişi, bugünü ve geleceği birleştirmek… İşte hayatın bana verdiği en değerli hediye buydu.
O gece, Kayseri’nin yıldızlı gökyüzü altında yürürken, içimde sessiz ama güçlü bir kararlılık vardı: Duygularımı saklamadan, hayal kırıklıklarımı ve umutlarımı kelimelere dökmeye devam edecektim. Çünkü tarih, kelimeler ve duygular bir araya geldiğinde, insan kendini gerçekten bulabiliyordu.
Btibbimedikal olarak “Türk İslam tarihinin ilk Türkçe sözlüğünün adı nedir” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!